Çocuk Psikiyatri Doktoru; bebek, çocuk ve ergen psikiyatri alanında değerlendirme, terapi ve danışmanlık hizmeti sunar.

Sosyal Medya

Anksiyete Belirtileri: Ailelerin Sorabileceği 5 Temel Soru

  • Anasayfa
  • Blog
  • Anksiyete Belirtileri: Ailelerin Sorabileceği 5 Temel Soru
Anksiyete Belirtileri: Ailelerin Sorabileceği 5 Temel Soru

Anksiyete Belirtileri: Ailelerin Sorabileceği 5 Temel Soru

Çocukların zaman zaman korkması veya endişelenmesi gelişimin doğal bir parçası olabilir. Dikkat edilmesi gereken; kaygının uzun sürmesi, giderek yoğunlaşması, çocuğun okuldan, arkadaşlıklardan veya günlük etkinliklerden kaçınmasına yol açması ve yaşamını belirgin biçimde etkilemesidir. Tek bir korku veya bedensel yakınma ise tek başına kaygı bozukluğu anlamına gelmez.

1. Kaygı çocuğun yaşına ve yaşadığı duruma göre beklenebilir mi?

Çocukların korkuları yaşla birlikte değişebilir.

Küçük çocuklar ebeveynden ayrılmak, karanlık veya yabancı kişiler konusunda kaygılanabilir. Okul çağında sınavlar, hata yapmak, arkadaşlıklar veya aile bireylerinin güvenliği daha fazla endişe yaratabilir. Ergenlikte ise sosyal kabul, performans ve başkalarının değerlendirmesi daha önemli hâle gelebilir.

Bu nedenle ilk soru yalnızca:

“Çocuğum korkuyor mu?”

değildir.

Daha açıklayıcı sorular şunlardır:

  • Kaygı yaşına ve yaşadığı duruma göre anlaşılabilir mi?

  • Benzer yaştaki çocuklarda görülebilecek geçici bir korkuya mı benziyor?

  • Kaygı zaman içinde azalıyor mu, yoksa giderek artıyor mu?

  • Çocuk korkmasına rağmen günlük yaşamına devam edebiliyor mu?

Örneğin okula yeni başlayan bir çocuğun ilk günlerde ebeveynden ayrılırken zorlanması beklenebilir. Ancak ayrılık kaygısı uzun süre devam ediyor ve çocuk düzenli olarak okula gitmekten kaçınıyorsa durum daha ayrıntılı ele alınabilir.

Amaç çocuğun hiç kaygı yaşamaması değildir. Kaygının çocuğun yaşamındaki yerini anlamaktır.

2. Kaygı ne kadar süredir ve ne kadar sık görülüyor?

Tek bir gün yaşanan yoğun endişe ile haftalar boyunca devam eden bir kaygı örüntüsü aynı değildir.

Aileler şu ayrıntıları gözlemleyebilir:

  • İlk ne zaman başladı?

  • Her gün mü, belirli günlerde mi görülüyor?

  • Belirli bir olaydan sonra mı ortaya çıktı?

  • Zaman içinde azalıyor mu, artıyor mu?

  • Kaygı belirli bir konuyla mı sınırlı?

  • Bir konu geçince başka bir endişe mi başlıyor?

Örneğin:

“Çok kaygılı.”

yerine:

“Yaklaşık bir aydır pazar akşamları ertesi gün okula gitme konusunda tekrar tekrar endişelendiğini söylüyor ve uykuya dalması uzuyor.”

şeklindeki bir gözlem daha açıklayıcıdır.

Aileler yalnızca kaygının varlığını değil, zaman içindeki seyrini de not edebilir.

3. Çocuk kaygı nedeniyle nelerden kaçınmaya başladı?

Kaygıyı anlamada en önemli alanlardan biri kaçınmadır.

Bir çocuk korktuğu veya endişelendiği bir durumda kısa süreli rahatlamak için o durumdan uzak durmaya çalışabilir.

Örneğin:

  • Okula gitmek istemeyebilir.

  • Sunum yapmaktan kaçınabilir.

  • Arkadaş buluşmalarına katılmak istemeyebilir.

  • Evde tek başına başka bir odaya gitmekte zorlanabilir.

  • Ebeveynden ayrılmak istemeyebilir.

  • Hata yapabileceği etkinliklerden uzak durabilir.

  • Sürekli bir yetişkinin yanında olmasını isteyebilir.

Burada önemli soru yalnızca “Korkuyor mu?” değil:

“Kaygı nedeniyle hayatında neyi artık yapmıyor veya yapmakta zorlanıyor?”

sorusudur.

Örneğin:

“Topluluk içinde utanıyor.”

yerine:

“Son iki aydır sınıfta söz almıyor, sunum günü okula gitmek istemediğini söylüyor ve arkadaşlarının katıldığı grup etkinliklerinden kaçınıyor.”

gibi bir örnek kaygının günlük yaşama etkisini daha açık gösterir.

Kaçınma her zaman bilinçli bir tercih şeklinde görünmeyebilir. Çocuk bazen “istemiyorum”, “sıkıcı” veya “gitmeyeceğim” diyerek kaygısını ifade edebilir.

4. Bedensel belirtiler ve günlük yaşam etkileniyor mu?

Çocuklar kaygılarını her zaman “Endişeliyim” diyerek anlatamaz.

Bazı çocuklarda kaygıya bedensel yakınmalar eşlik edebilir.

Örneğin:

  • karın ağrısı,

  • baş ağrısı,

  • mide bulantısı,

  • uykuya dalmakta zorlanma,

  • gece sık uyanma,

  • huzursuzluk,

  • kas gerginliği,

  • yorgunluk

gibi yakınmalar görülebilir.

Bu belirtilerin bulunması tek başına kaygı bozukluğu anlamına gelmez ve devam eden fiziksel yakınmaların uygun şekilde tıbbi açıdan da değerlendirilmesi gerekebilir.

Aileler belirtilerin hangi durumlarda ortaya çıktığını gözlemleyebilir.

Örneğin:

“Karın ağrısı çok oluyor.”

yerine:

“Son üç haftadır özellikle pazar akşamları ve pazartesi sabahları karın ağrısından yakınıyor; hafta sonunun diğer günlerinde aynı yakınmayı daha az söylüyor.”

gibi bir kayıt daha açıklayıcıdır.

Kaygının işlevselliğe etkisi de önemlidir.

Şu sorular yardımcı olabilir:

  • Okula devam etkileniyor mu?

  • Uyku bozuluyor mu?

  • Derslere odaklanmak zorlaşıyor mu?

  • Arkadaş ilişkileri değişiyor mu?

  • Çocuk daha önce yaptığı etkinliklere katılmıyor mu?

  • Aile günlük planını kaygıyı önlemek için sürekli değiştirmek zorunda kalıyor mu?

Çocuklarda kaygı bozukluklarının genel görünümü hakkında daha fazla bilgi için çocuklarda kaygı bozuklukları sayfası incelenebilir.

5. Kaygıya takıntı veya tekrarlayıcı davranışlar eşlik ediyor mu?

Kaygı ve obsesif kompulsif belirtiler bazı durumlarda dışarıdan benzer görünebilir ancak aynı şey değildir.

Çocuk kaygılandığında ebeveyninden zaman zaman güvence isteyebilir. Ancak bazı çocuklarda aynı soruyu tekrar tekrar sorma, belirli bir işlemi belirli sayıda yapma, sürekli kontrol etme veya kirlenme korkusu nedeniyle tekrarlayan yıkama davranışları görülebilir.

Aileler şu ayrıntıları gözlemleyebilir:

  • Aynı soruya cevap verildiği hâlde tekrar tekrar güvence istiyor mu?

  • Belirli bir davranışı yapmazsa kötü bir şey olacağından korkuyor mu?

  • Kontrol etme, sayma, sıralama veya yıkama gibi davranışlar tekrar ediyor mu?

  • Bu davranışları yapamadığında belirgin sıkıntı yaşıyor mu?

  • Ritüeller günlük yaşamda uzun zaman alıyor mu?

Bu özelliklerden birinin bulunması tek başına OKB tanısı koydurmaz.

Ancak tekrarlayan istenmeyen düşünceler ve bunların yarattığı sıkıntıyı azaltmak amacıyla yapılan ritüeller dikkat çekiyorsa, durum yalnızca genel kaygı başlığı altında değerlendirilmemelidir.

Bu konu hakkında daha ayrıntılı bilgi için çocuklarda obsesif kompulsif bozukluk sayfası incelenebilir.

Aileler kaygıyla ilgili hangi gözlemleri not edebilir?

Uzun bir günlük tutmak zorunlu değildir. Birkaç tekrar eden durumun kısa ve somut biçimde kaydedilmesi yeterli olabilir.

Şu başlıklar kullanılabilir:

  • Kaygı hangi konuda ortaya çıkıyor?

  • İlk ne zaman fark edildi?

  • Ne kadar sık görülüyor?

  • Hangi durumlarda artıyor?

  • Çocuk ne yapıyor veya ne söylüyor?

  • Bedensel yakınma eşlik ediyor mu?

  • Hangi durumdan kaçınıyor?

  • Ne kadar sürede sakinleşiyor?

  • Okul, uyku, arkadaşlık veya aile yaşamı etkileniyor mu?

  • Hangi durumlarda daha rahat hissediyor?

Örneğin:

Durum: Okula gitme
Gözlem: Pazar akşamları ertesi gün okula gitmek istemediğini söylüyor.
Ne zamandır: Yaklaşık dört haftadır.
Bedensel belirti: Pazartesi sabahları zaman zaman karın ağrısından yakınıyor.
Kaçınma: Bazı sabahlar hazırlanmayı geciktiriyor.
Okul gözlemi: Okula ulaştıktan sonra derslere katılabildiği belirtiliyor.
Daha kolay olduğu durum: Sabah planı önceden konuşulduğunda hazırlanması daha rahat ilerliyor.

Başka bir örnek:

Durum: Sınıfta sunum
Gözlem: Sunumdan birkaç gün önce hata yapacağından ve arkadaşlarının güleceğinden endişelendiğini söylüyor.
Sıklık: Sunum veya sözlü anlatım gereken çoğu durumda.
Kaçınma: Sunum günü okula gitmemeyi istiyor.
Etkisi: Akşam uykuya dalması uzuyor.
Daha kolay olduğu durum: Sunumu önceden evde prova ettiğinde kaygısı bir miktar azalıyor.

Bu tür kayıtlar “çok hassas” veya “fazla kaygılı” gibi etiketlerden daha kullanışlıdır.

Ne zaman uzman değerlendirmesi düşünülebilir?

Kaygı uzun süredir devam ediyor, giderek yoğunlaşıyor veya çocuğun okul, uyku, arkadaşlıklar, aile yaşamı ya da günlük etkinliklere katılımını belirgin biçimde etkiliyorsa çocuk ve ergen psikiyatrisi değerlendirmesi düşünülebilir.

Özellikle;

  • okula veya sosyal ortamlara gitmekten sürekli kaçınma,

  • yoğun ve tekrarlayan güvence arama,

  • uyku düzeninde belirgin bozulma,

  • kaygıyla ilişkili görünen tekrarlayan bedensel yakınmalar,

  • günlük etkinliklerin kaygıyı önlemek amacıyla sürekli değiştirilmesi,

  • takıntılı düşünce veya ritüel benzeri davranışların eşlik etmesi

daha ayrıntılı değerlendirme ihtiyacını gündeme getirebilir.

Değerlendirmenin amacı çocuğun her korkusuna bir tanı koymak değildir. Daha önemli olan, kaygının çocuğun gelişim dönemi içindeki anlamını, günlük yaşam üzerindeki etkisini ve hangi koşullarda arttığını veya azaldığını bütüncül biçimde anlamaktır.

Hemen Bilgi Al
Hemen Ara WhatsApp