Ergenlerde Kaygı: Yanlış Bilinenler ve Doğru Yaklaşım
Ergenlik döneminde okul, arkadaşlıklar, gelecek, görünüş ve sosyal kabul konusunda kaygı yaşanması beklenebilir. Ancak kaygı uzun sürüyor, kaçınmaya yol açıyor veya uyku, okul ve sosyal yaşamı belirgin biçimde etkiliyorsa yalnızca “ergenlik stresi” olarak değerlendirilmemelidir. Kaygı her ergende aynı görünmez ve bazen açıkça ifade edilmeyebilir.
Yanlış 1: Ergenlik zaten streslidir, kaygıyı önemsemeye gerek yok
Ergenlik döneminde kaygı yaşamak olağandışı değildir.
Sınavlar, akademik beklentiler, arkadaşlık ilişkileri, sosyal kabul, görünüş ve gelecek planları ergen için önemli stres kaynakları olabilir.
Bu nedenle zaman zaman endişelenmek tek başına kaygı bozukluğu anlamına gelmez.
Ancak “Ergenlik zaten böyledir.” diyerek uzun süren ve günlük yaşamı etkileyen kaygıyı tamamen göz ardı etmek de doğru değildir.
Aileler şu sorulara bakabilir:
-
Kaygı ne kadar süredir devam ediyor?
-
Zaman içinde azalıyor mu, artıyor mu?
-
Ergen kaygısına rağmen günlük yaşamını sürdürebiliyor mu?
-
Okula, arkadaşlıklara veya etkinliklere katılım değişti mi?
-
Uyku ve ders çalışma düzeni etkileniyor mu?
-
Kaygı belirli bir konuyla mı sınırlı, yoksa birçok alana mı yayılıyor?
Burada önemli olan kaygının varlığından çok, ne kadar yoğun ve sınırlayıcı olduğudur.
Yanlış 2: Kaygılı bir ergen bunu mutlaka açıkça söyler
Ergenler her zaman “Kaygılıyım.” veya “Endişeleniyorum.” diyerek yaşadıklarını anlatmaz.
Bazı gençler duygularını ifade etmekte zorlanabilir. Bazıları ise kaygısını başka davranışlarla gösterebilir.
Örneğin:
-
daha kolay öfkelenme,
-
içine kapanma,
-
derslerden veya etkinliklerden kaçınma,
-
uykuya dalmakta zorlanma,
-
sürekli yorgun hissetme,
-
karın veya baş ağrısından yakınma,
-
okul performansında değişiklik,
-
arkadaşlarından uzaklaşma,
-
sürekli güvence isteme
gibi durumlar görülebilir.
Bu belirtilerin herhangi biri tek başına kaygı bozukluğu anlamına gelmez.
Ancak davranışlarda yakın zamanda başlayan veya giderek belirginleşen bir değişiklik varsa ailelerin yalnızca “Ergenlik işte.” şeklinde yorumlamak yerine durumun bağlamına bakması yararlı olabilir.
Örneğin:
“Artık arkadaşlarıyla görüşmek istemiyor.”
yerine:
“Son iki aydır özellikle kalabalık ortamlara gitmek istemiyor ve arkadaşlarının davetlerini çoğunlukla reddediyor.”
gibi bir gözlem daha açıklayıcıdır.
Yanlış 3: Kaygı yaratan durumlardan uzak durmak sorunu çözer
Kaygı yaşayan bir ergen, rahatsız olduğu durumdan kaçındığında kısa süreli rahatlayabilir.
Örneğin:
-
sunuma çıkmamak,
-
sınava girmemek,
-
arkadaş buluşmasına gitmemek,
-
sınıfta söz almamak,
-
toplu taşımayı kullanmamak,
-
yalnız bir yere gitmemek
o anda kaygıyı azaltabilir.
Ancak aileler zaman içinde kaçınmanın genişleyip genişlemediğini gözlemleyebilir.
Şu sorular yardımcı olabilir:
-
Ergen daha önce yaptığı hangi etkinlikleri artık yapmıyor?
-
Kaygı nedeniyle ders veya okul devamsızlığı başladı mı?
-
Arkadaşlıklar sınırlanıyor mu?
-
Aile programları kaygıyı önlemek için sürekli değiştiriliyor mu?
-
Ergen yalnızca kendisini tamamen güvende hissettiği durumlara mı katılıyor?
Amaç ergeni korktuğu durumlara zorlamak değildir.
Aynı şekilde, bütün kaygı kaynaklarını yaşamından çıkarmaya çalışmak da her zaman yararlı bir yaklaşım olmayabilir.
Daha önemli olan, kaygının ergenin yaşam alanını giderek daraltıp daraltmadığını fark etmektir.
Yanlış 4: Kaygının mutlaka tek ve açık bir nedeni vardır
Aileler bazen kaygının tek bir olayla açıklanmasını bekleyebilir.
“Ona ne oldu?”
“Okulda biri bir şey mi söyledi?”
“Bu kaygı nereden çıktı?”
gibi sorular anlaşılır olsa da kaygının her zaman tek bir nedeni bulunmayabilir.
Ergenin mizacı, gelişim dönemi, okul beklentileri, sosyal ilişkileri, aile içindeki değişiklikler, yaşadığı stresler ve başka ruhsal ya da gelişimsel özellikler birlikte etkili olabilir.
Kaygının içeriği de zaman içinde değişebilir.
Örneğin ergen başlangıçta sınavlarla ilgili yoğun endişe yaşarken daha sonra arkadaşlarının kendisini nasıl değerlendirdiğine odaklanabilir.
Aileler nedeni hemen bulmaya çalışmak yerine şu örüntüleri gözlemleyebilir:
-
Kaygı hangi durumlarda artıyor?
-
Hangi ortamlarda azalıyor?
-
Ergen ne düşündüğünü söylüyor?
-
Bedensel olarak ne hissediyor?
-
Kaygıdan sonra ne yapıyor?
-
Hangi durumlarda kaçınmayı seçiyor?
Bu bilgiler kaygının günlük yaşam içindeki görünümünü anlamaya yardımcı olabilir.
Yanlış 5: Takıntılı davranışlarla kaygı aynı şeydir
Kaygı ve obsesif kompulsif belirtiler birbirine benzeyen yönler taşıyabilir ancak aynı kavram değildir.
Kaygılı bir ergen zaman zaman ebeveyninden güvence isteyebilir.
Ancak bazı gençlerde;
-
aynı kontrolü tekrar tekrar yapma,
-
kapının kilitli olup olmadığını sürekli kontrol etme,
-
belirli sayılarda davranış tekrarlama,
-
kirlenme korkusuyla sık yıkama,
-
istenmeyen düşünceleri etkisizleştirmek için ritüel uygulama
gibi örüntüler görülebilir.
Aileler şu ayrıntılara bakabilir:
-
Davranış tekrar tekrar yapılmak zorunda hissediliyor mu?
-
Yapılmadığında belirgin sıkıntı oluşuyor mu?
-
Ergen davranışın gereksiz olduğunu bilse de durdurmakta zorlanıyor mu?
-
Ritüeller zaman alıyor mu?
-
Günlük yaşam bu davranışlara göre düzenlenmeye başladı mı?
Bu özelliklerin bulunması tek başına OKB tanısı anlamına gelmez.
Ancak tablo yalnızca “çok kaygılı” şeklinde açıklanmamalı ve gerekirse daha ayrıntılı değerlendirilmelidir.
Konu hakkında daha ayrıntılı bilgi için çocuk ve ergenlerde obsesif kompulsif bozukluk sayfası incelenebilir.
Ergenlerde kaygı günlük yaşamı nasıl etkileyebilir?
Kaygının değerlendirilmesinde yalnızca ne düşündüğüne değil, günlük yaşamın ne kadar etkilendiğine de bakılır.
Okul yaşamı
Kaygı;
-
sınavlara hazırlanmayı,
-
sunum yapmayı,
-
sınıfta söz almayı,
-
okula düzenli devamı,
-
derslere odaklanmayı
zorlaştırabilir.
Örneğin bir ergen yüksek notlar almaya devam ediyor olabilir ancak ders çalışmak için geceleri çok geç saatlere kadar tekrar tekrar kontrol yapıyorsa işlevsel etkisi yine de dikkate alınabilir.
Sosyal yaşam
Kaygı nedeniyle;
-
arkadaş buluşmalarını reddetme,
-
yeni insanlarla tanışmaktan kaçınma,
-
mesajlara cevap vermeyi erteleme,
-
sosyal ortamlarda sürekli kendisini değerlendirme
gibi davranışlar görülebilir.
Uyku ve bedensel belirtiler
Ergenlerde kaygıya;
-
uykuya dalamama,
-
gece sık uyanma,
-
sabah yorgun kalkma,
-
karın ağrısı,
-
mide bulantısı,
-
baş ağrısı,
-
kas gerginliği
gibi yakınmalar eşlik edebilir.
Bedensel yakınmaların varlığı otomatik olarak psikolojik neden olduğu anlamına gelmez. Devam eden veya açıklanamayan fiziksel yakınmalar için uygun tıbbi değerlendirme gerekebilir.
Çocuk ve ergenlerde kaygı bozukluklarının genel özellikleri hakkında daha kapsamlı bilgi için çocuk ve ergenlerde kaygı bozuklukları sayfası incelenebilir.
Aileler hangi gözlemleri not edebilir?
Uzun bir günlük tutmak gerekmez.
Tekrar eden birkaç durum için kısa ve somut notlar yeterli olabilir:
-
Kaygı hangi konuda ortaya çıkıyor?
-
İlk ne zaman fark edildi?
-
Ne kadar sık yaşanıyor?
-
Hangi durumlarda artıyor?
-
Ergen hangi durumlardan kaçınıyor?
-
Uyku veya okul yaşamı etkileniyor mu?
-
Bedensel yakınma eşlik ediyor mu?
-
Sürekli güvence istiyor mu?
-
Arkadaşlıklarında değişiklik oldu mu?
-
Hangi durumlarda daha rahat hissediyor?
Örneğin:
Durum: Sınıf sunumu
Gözlem: Sunumdan birkaç gün önce hata yapacağı ve arkadaşlarının kendisini eleştireceği konusunda sık endişelendiğini söylüyor.
Kaçınma: Sunum günü okula gitmemeyi istiyor.
Bedensel belirti: Sabah mide bulantısı olduğunu söylüyor.
Etkisi: Önceki gece uykuya dalması uzun sürüyor.
Daha kolay olduğu durum: Sunumu önceden evde prova ettiğinde kaygısının azaldığını belirtiyor.
Başka bir örnek:
Durum: Arkadaş buluşması
Gözlem: Son iki aydır kalabalık arkadaş buluşmalarını çoğunlukla reddediyor.
Düşünce: “Ne söyleyeceğimi bilemeyeceğim.” diyor.
Kaçınma: Evde kalmayı tercih ediyor.
Etkisi: Daha önce sık görüştüğü arkadaşlarıyla görüşme sıklığı azaldı.
Bu tür kayıtların amacı aileden tanı koymasını beklemek değildir. Amaç kaygının hangi koşullarda ortaya çıktığını ve yaşam üzerindeki etkisini daha açık biçimde anlatmaktır.
Ne zaman uzman değerlendirmesi düşünülebilir?
Kaygı uzun süredir devam ediyor, giderek yoğunlaşıyor veya ergenin okul, sosyal yaşam, uyku ve günlük etkinliklerini belirgin biçimde etkiliyorsa çocuk ve ergen psikiyatrisi değerlendirmesi düşünülebilir.
Özellikle;
-
okul veya sosyal etkinliklerden sürekli kaçınma,
-
uyku düzeninin belirgin biçimde bozulması,
-
yoğun ve tekrar eden güvence arama,
-
kaygıyla birlikte okul performansının düşmesi,
-
arkadaş ilişkilerinden belirgin biçimde uzaklaşma,
-
tekrarlayan bedensel yakınmalar,
-
panik benzeri yoğun korku atakları,
-
takıntılı düşünce veya ritüel benzeri davranışların eşlik etmesi
daha ayrıntılı değerlendirme ihtiyacını gündeme getirebilir.
Değerlendirmenin amacı ergenin bütün stresini ortadan kaldırmak veya her kaygıya bir tanı koymak değildir. Daha önemli olan, kaygının gelişim dönemi içinde ne anlama geldiğini, ergenin yaşamını ne ölçüde sınırlandırdığını ve hangi alanlarda desteğe ihtiyaç duyduğunu bütüncül biçimde anlamaktır.
